Prostat Kanseri
tedavisinde,dünyada ilk olarak 20.
yüzyılın başlarında denenen, fakat zaman zaman terk edilen Brakiterapi
yöntemi,modern tıp dünyasındaki “yeniden doğuş”unu takiben, Doç. Dr. M. İhsan Karaman yönetimindeki
uzman bir ekip tarafından 2 yıla yakın zamandır ülkemizde de uygulanıyor.
Brakiterapi
yöntemi ve kullanılan teknoloji
hakkında Doç. Dr. M. İhsan Karaman ilginç açıklamalarda bulunuyor:
-Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1962 İstanbul doğumluyum. 1986 İstanbul Tıp
Fakültesi mezunuyum. İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Kliniği’nde ihtisasımı
tamamlayarak 1991 yılında üroloji uzmanı oldum. Takip eden on yıl içerisinde,
2001 yılına kadar Şişli Etfal Hastanesi’nde, üroloji kliniği baş asistanı
olarak görev yaptım. Bu süre içerisinde 1994 yılında bir yıl kadar
Houstan-ABD’de Baylor College of
Medicine’de misafir ürolog olarak bulunduktan sonra, 1996 yılında
girdiğim sınavı kazanarak üroloji alanında üniversite doçenti unvan ve yetkisini
kazandım. 2001 yılında açılan sınavda da başarılı olarak, Haydarpaşa Numune
Hastanesi 2. Üroloji Kliniği Şefliği görevine geldim.
Prostat kanseri konusunda bir bilimsel kitap
editörlüğüm, 140’den fazla ulusal ve uluslararası alanda yayımlanmış bilimsel çalışmam
ve 25’i aşkın uluslar arası sitasyonum var. 4 tıbbi derginin editörler
kurulunda yer alıyorum, 3 uluslar arası, 7 ulusal tıbbi derneğin üyesiyim. Bu
arada, Ulusal Çocuk Ürolojisi Derneği’nin kurucularındanım ve bu derneğin
yönetim kurulu üyesiyim. İngilizce ve Arapça biliyorum, evli ve iki çocuk
sahibiyim. www.ihsankaraman.com
adresli bir kişisel web sayfam mevcut.
-Özellikle son yıllarda adı tekrar duyulmaya
başlanan ve geleceğin tedavi yöntemi olarak gösterilen Brakiterapi konusunda
yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
Brakiterapi’den bahsetmeden önce çok kısa
olarak prostat kanserini açıklamak lazım. Prostat kanseri erkeklerin korkulu
rüyası olan öldürücü bir hastalık. Özellikle 50 yaşından sonra görülme sıklığı
artıyor. Hatta 50 yaşın üzerinde herhangi bir nedenle vefat eden erkeklerin
prostat bezlerinin incelenmesinde, bunların yüzde 42’sinde mikroskopik düzeyde
prostat kanseri görülmüştür. Bu da bize hastalığın sinsiliği ve sıklığı
hakkında bilgi verebilir.
Prostat kanserinden korunabilmenin temel şartı
erken teşhis. Bu nedenle zamanında teşhis için yılda bir kez üroloji uzmanının
kontrolünden geçmek gerekir. Erken teşhis bu hastalıkta anahtar kelime. Prostat
kanseri erken yakalanırsa tamamen tedavi edilebilen bir hastalık. Ancak
teşhiste geç kalındığı zaman, hastalık organın dışına taşarak eldeki tedavi
metotlarıyla tedavi edilemez boyutlara ulaşabiliyor.
Prostat kanserinin erken teşhisinden sonra
hastalığın tedavisi ise dünya genelinde yakın zamana kadar iki tür yöntem ile
oluyordu. Bunlardan ilki büyük bir ameliyat ile prostatı komple almak. Bu çok
iyi bir yöntem olmasına rağmen, kanama, yara, uzun süreli yatmak, idrar kaçırma
problemi, bir süre sondalı dolaşma zorluğu ve hepsinden önemlisi erkeklik
kabiliyetini kaybetme olasılığı gibi istenmeyen etkileri var. Buna alternatif
olan ikinci tedavi yöntemi ise ışın tedavisi denilen, dışarıdan hastalıklı
bölgeye şua verme yöntemidir. Ancak dışarıdan şua verme yöntemi, direkt olarak
prostata yönelik olmadığı için komşu organları da etkileyerek, istenmeyen idrar
ve dışkılama sorunlarına yol açıyor. Ayrıca, en az iki ay süren seanslar
halinde şua verilmesi gereken uzun süreli bir yöntem.
Hal böyleyken, ilk kez 20. yüzyılın başlarında
denenen, belli dönemlerde gündeme gelmesine rağmen revaç bulmayan Brakiterapi
(ışınlı çekirdek tedavisi) son yıllarda, özellikle ABD’de ve Avrupa’da yeniden
gündeme geldi. Bu yeniden dirilişin sebebi ise teknolojinin hızla gelişmesi ve
bu metodun çok daha modern, etkin ve zararsız olarak uygulanabilmesidir.
Ülkemizde de Brakiterapi yöntemi ilk defa 3 yıl önce uygulanmaya başladı. Biz
bu açığı görünce, Sağlık Bakanlığı’na bağlı resmi sağlık kurumlarında da bu
yöntemin uygulanmadığını bildiğimiz için bir hamle yaptık. Benim koordinatörlüğümde,
bir ekip çalışması başlatarak Brakiterapi’yi, ülkemiz gündemine taşımak
istedik. Ben buna daha iyi anlaşılması için “Işınlı Çekirdek Tedavisi” adını
verdim.
Brakiterapi yönteminin ne olduğuna ve nasıl
uygulandığına gelince… Kanseri yok eden radyasyon ışınları dediğimiz ışınlar
var. Bu ışınların yüklendiği pirinç tanesi kadar küçük metal parçacıklar, bir
iğne yardımı ile makat bölgesinden girilerek, prostatın içine yerleştiriliyor.
Prostat bezinin büyüklüğüne göre belli sayıda yerleştirilen bu parçacıklar,
bulundukları bölgede etraflarına radyasyon ışını yayıyor. Vücutta kalarak
radyasyon yaymaya devam eden bu ışınlar, giderek kanser hücrelerini öldürüyor
ve hastalığı tedavi ediyor. Bu işlem genel anestezi altında, ameliyathane
ortamında yapılıyor. Hasta en çok bir gün yatırıldıktan sonra evine
gönderiliyor. Hastaların büyük çoğunluğuna sonda konulmuyor. Ender de olsa bazı
durumlarda birkaç gün sonda bırakılabiliyor.
-Bu metot kanseri tadavi etmede etkili bir yol
mu?
Bu çok önemli bir soru ve ürolog olarak bizi en
çok ilgilendiren de bu. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, vaka seçimi doğru
yapıldığında bu yöntem açık ameliyatlardaki başarıya denk kanser kontrolü
sağlıyor. Bu çok büyük bir avantaj. Ayrıca ameliyatın birçok yan etkisinin de
Brakiterapi yönteminde ortadan kalktığını görmek mümkün.
Bu yöntem artık popüler şekilde bizim ekibimiz
tarafından Türkiye’de hastalara sunulmuş ve 2 yıla yakın zamandan beri
uygulanıyor durumda.
-Brakiterapi uygulanan hastaların prostatlarına
yerleştirilen ışın çekirdekleri tedaviden
sonra alınıyor mu? Yoksa sağlık açısından bir sorun teşkil etmediği için
burada mı kalıyor?
Bu çekirdekler maksimum 2 yıl kadar ışın
yaymaktadır. Tabii ki hiçbir tedavide yüzde yüz garanti verilemez. Ama büyük
çoğunlukla kanseri yok edecek ve tedavi tamamlanacaktır. Süre bitiminde içeri
konulan çekirdekler ışın yaymaz hale geleceklerdir. Fakat vücut tarafından
reddedilen bir malzeme olmadığı için vücutta kalıyor. Çekirdeğin maddesel
yapısı “İyot 125” ışınları yüklenmiş ‘titanyum’ dediğimiz bir çeşit metaldir.
-Brakiterapi uygulaması sırasında kullanılan
tıbbi cihaz, alet ve diğer enstrümanlar hangileridir?
Çok yüksek teknolojik enstrümanlar
kullanılıyor. Zaten yöntemin son on yılda dünyada hızlı bir gelişim göstermesi
de teknolojinin gelişmesine paralel olarak arttı.
İşlemin görüntülemesinde prostat bezine en
yakın yer olduğu için makattan içeri sokularak prostat bezini üç boyutlu olarak
gösteren ultrason teknolojisi kullanılıyor. İşlem süresince prostat bezini üç
boyutlu olarak görmek şart. İkincisi, ultrason kılavuzluğunda iğneleri makatın
ön kısmından sokarak, doğrudan prostatın içine ulaşabilmeyi sağlayan bir takım
şablonlar ve iğneler var. Çekirdekleri iğnelerin içinden ilerleterek yerleşmeyi
sağlayan aplikatör adı verilen cihazlar ve çok iyi planlanmış, software
bilgisayar programı gibi sistem ve cihazlar bu uygulamada kullanılmaktadır.
İşlem, ameliyathane ortamında, genel anestezi altında, ürolog, radyoterapi
uzmanı, radyasyon fizikçisi, anestezistten oluşan çok ciddi ve güçlü bir
bilimsel ekip tarafından gerçekleştiriliyor.
-Bu yeniliğin ülkemizde popüler hale
gelmesinden sonra, prostat kanseri tedavisinde artık ameliyat ortadan kalktı
demek mümkün olabilir mi?
Ben bu şekilde konuşmak istemem. Çünkü ameliyat
hiçbir zaman ortadan kalkmaz. Bu yöntemin uygulanabileceği hastaların sahip
olmaları gereken belli kriterler var. Hastalığın türü, yaygınlığı, prostatın
anatomik yapısı ve ağırlığı ile ilgili bazı kriterler var. Hastanın daha önce
prostat ameliyatı olup olmaması bile bu yöntemde çok önemli.
Tıpta daima göz önünde tutulan hasta seçim
kriterlerine göre prostat kanserinde de
uygulanacak tedavi biçimine karar verilir. Ancak, hekimler neşterlerini
hiçbir zaman ortadan kaldırmazlar.
-Işınlı çekirdek tedavisinde kullanılan
parçacıkların yaydığı radyasyon ne kadardır? Bu radyasyonun kalp pili gibi
diğer cihazları etkilemesi mümkün müdür?
Bu uygulama genel anestezi altında
yapıldığından kalp pili gibi cihazların kontrol altında tutulması gerekiyor. Bu
anestezist arkadaşların görevidir ve buna özellikle dikkat ederler. Radyasyon
yayan çekirdeklerle kalp pili gibi cihazların uyumsuzluğu yoktur. Burada
manyetik alan söz konusu değil, şua yani radyasyon uygulanmaktadır. Çekirdek
yaklaşık 2 mm çevresine radyasyon yaydığı için etkileme alanı organın içinde
kalmış oluyor. Bunun dışında komşu organlar, mesane, idrar kanalları,
barsaklar, çevre damar ve sinirler gibi organlara bir etkisi söz konusu
değildir.