YERYÜZÜ BAHÇESİNİN ŞEFKAT TOMURCUKLARI
(İnfertilite
“Kısırlık” konusunda empatik bir bilgilendirme denemesi) Doç.Dr. M. İhsan Karaman Üroloji
Uzmanı
Şair, çocuklarının kendisine –deyim yerindeyse- ayakbağı olduğunu
ima etmek için “viran olası hanede evlad ü ıyal var” demiş. Amma, hanelerinde
evlad görebilmek için nice servet veren nice aile var, bir bilse idi...
Gerçekten de dünya hayatının süsü, neşesidir çocuklarımız. Gün gelip
dünyaevine girdikten sonra bu neşeyi tadamayanlar, uzunca sürecek bir
maratonun daha başında olduklarını bilmeden soluğu doktorda alırlar. Ama
hangi doktorda? Bizim ülkemizde çocuk isteyen bir çiftin ilk durağı,
genellikle bir kadın doğum uzmanıdır. Çünkü, önce kadın sağlam olduğunu ispatlamak
zorundadır. Öyle ya, erkek milletiz; bizim erkeklerimizde kusur olur mu hiç?! İşin rengi Oysa, işin rengi öyle değil! Bu konuda ilk bilinmesi gereken,
evliliğin hangi döneminde, adına “infertilite” dediğimiz kısırlıktan
kuşkulanılıp doktora gidilmesi gerektiğidir. Biz ürologların tarifine göre,
evli bir çiftin düzenli cinsel beraberlik yaşamalarına ve korunmamalarına
rağmen, bir yıl içinde hamilelik oluşmamasına “infertilite” (kısırlık)
adı verilir. Şu halde, pek sık rastladığımız gibi, 5-6 aylık evli çiftlerin
“çocuğumuz olmuyor” diye doktor doktor dolaşmaları “prematüre” bir telaştır
ve maddi-manevi kayıplara yol açar. İkinci önemli nokta, gidilecek doğru adresin tesbitidir. Genel
olarak, kısırlığa yolaçan problem 1/3 oranında kadında, 1/3 oranında erkekte
ve 1/3 oranında her ikisinde müşterek bulunur. Böylece, en az %50 oranında
problemin erkek tarafını ilgilendirdiği ortaya çıkmaktadır. Kısırlık teşhis
ve tedavisine ilişkin şöhret bulmuş bir ifadeye göre, erkek kısırlığında
teşhis kolay – tedavi zor; kadın kısırlığında ise teşhis zor – tedavi
kolaydır. Bu ifade bize, kadınla ilgili tetkiklerin uzun zaman ve masrafa
malolacağını anlatmaktadır. O halde, erkek millet kompleksini bir yana
bırakıp, öncelikle erkeğin bir uzman üroloğa görünmesi en doğru ve kestirme
yoldur. Yeri gelmişken,şu meşhur “kusur kimde?” sorusunu bir deşelim.
Kusur ve kısır kelimeleri arasındaki yakınlıktan mıdır nedir, halkımız bu
soruyu pek sever ve sık sık sorar: “Kusur kimde doktor bey?” Problemin, eşler
arasında “fifty-fifty” dağıldığına yukarıda işaret ettik. Bu gerçek bir yana,
şu “kusur” yakıştırması (suçlaması değilse) ne oluyor? Elimizde olmadan grip,
siyatik ya da akciğer kanserine yakalanınca kimse kendinde kusur aramazken,
kısırlık sözkonusu olunca topu taca (ya da karşı tarafa) atmak için bir kusur
arama yarışı başlıyor çoğu kez. Bu yarışın sebebi de, en başta çevre baskısı
şüphesiz. Biline ki, “kısırlık” bir kusur değil, bir hastalıktır. Bir tarafı
değil, çifti ilgilendirir. Her hastalık gibi, bunda da, ilgili hekime
başvurulmalı, tanı ve tedavi yolları izlenmeli, çıkacak olan sonuç ise
tevekkül ve teslimiyetle karşılanmalıdır. Erkeğin rolü Kadına ait kısırlık sebepleri ile teşhis ve tedavi yöntemlerini
kadın-doğum uzmanı meslektaşlarımıza bırakıp, uzmanlık alanımız olan erkek
kısırlığına bir göz atalım sizinle birlikte. Kısırlık kuşkusu ile üroloğa başvuran bir erkekte ilk
yapılması gereken, ayrıntılı bir sorgulama ve ardından tam bir muayenedir.
Probleme ve sebebine ait birçok ipucu, daha bu ilk adımlarda elde edilebilir.
Erkeğe ait kısırlık
tetkikinde en önemli ve sık kullanılan yöntem
meni tahlilidir (spermiogram).
Birçok erkeğe, masturbasyon yoluyla, üstelik evde değil, laboratuar ortamında
meni örneği verilmesini gerektiren bu tetkik çok zor ve kabul edilmez olarak
gözükür. Ne çare ki, çocuk yapma kabiliyeti ve buna engel olan nedenler
hakkında çok kıymetli bilgiler veren bu temel tetkikin, bu şekilde yapılması
zorunludur. En az 10 gün arayla yapılan en az iki sperm tetkikinde, hekim
tarafından tesbit edilen bir bozukluk varsa, sebebi ortaya koymak için ileri
tetkikler gerekir. Meni tahlilinde görülecek bozukluklar, meninin fiziksel ve
kimyasal özellikleri ile, sperm hücrelerinin sayısal, yapısal, fiziksel ve
fonksiyonel yeterliliklerini ilgilendirebilir. “İleri tetkik” de
ne ola? Hastalığın ve hastanın öyküsü, fizik muayene ve spermiogram
sonuçlarına göre, hekimin isteyeceği ilave araştırmalar kişiden kişiye
değişebilir. Bu demektir ki, komşu Ahmet veya bakkal Mehmet’ten doktorunun
istediği tetkik bizden istenmemişse şaşmamak gerek; öyle ya, beş parmağın
beşi de bir değil... Artık devir değişti. Yerli yersiz herşeye el atan modern
teknoloji, tıpta da devrimler yaptı. Bugün, bir sperm hücresinin yapısı ve
fonksiyonu en ince ayrıntısına ve hatta moleküllerine kadar incelenebiliyor.
Korkmayın, klinik uygulamada doktorunuz sizden bunları isteyecek değil. Ancak
yine de, birtakım kan tahlilleri, sperm fonksiyon testleri, yumurtaların ve
çevresindeki damarların renkli ultrason cihazı ile incelenmesi gibi ileri
tetkikler ve hatta yumurtadan parça alıp inceleme (testis biopsisi) gibi
müdahaleler yapabilir. Unutmayın, bunların hepsi sizin için; yuvanızı,
yeryüzü bahçesinin şefkat tomurcukları ile süsleyebilmek için. Sebepler dünyası Herşeyin bir sebebi var. Tüm sebepler de, her şeyin Sebebi
Olan’ın malumu. Lakin, her türlü teknik gelişmeye rağmen, bazı şeylerin
sebebi bize meçhul olabiliyor. Erkek kısırlığında da, ileri tetkik dediğimiz
her türlü araştırmaya karşılık, vakaların yaklaşık yarısında bir sebep
bulunup ona yönelik tedavi uygulanır. Kalan % 50 olguda ise, bugünkü
imkanlarla bir sebep bulunamayıp tecrübeye dayalı değişik tedaviler veya
yardımlı üreme yöntemleri seçilir. Bilinen ve bulunabilen sebepler arasında, hormon ve kromozom
bozuklukları, çeşitli sistemik hastalıklar, geçirilmiş ameliyatlar, çevre
kaynaklı fiziksel ve kimyasal bazı faktörler, doğrudan testisleri
ilgilendiren ve doğumdan itibaren geçirilmiş olabilen bazı hastalık ve
anormallikler, kullanılan ilaçlar, bağışıklık sistemi bozuklukları...
sayılabilir. Ancak, hepsi bir yana, şu meşhur “varikosel” bir yana. Varikosel muamması Birçok infertilite hastasının, yumurtasını göstererek, “doktor,
damarında tıkanıklık var deyip ameliyat önerdi” şeklinde bir galat-ı meşhur
ile ifade ettiği “varikosel”, erkek kısırlığında en sık görülen organik
sebeptir. Yanlışlık, varikoselin bir damar tıkanıklığı değil, aksine bir
“damar genişlemesi” olmasıdır. Yumurta çevresindeki toplardamarların
genişleyip, burada kanın göllenmesi anlamına gelen varikosel, tedavi
edilebilir bir patoloji olması bakımından çok önemlidir. Kısırlık tetkiki
yapılan erkeklerin yaklaşık %40’ında varikosel saptanır. Daha çok solda,
bazen de iki taraflı olarak bulunan varikosel, spermlerin sayı, hareket veya
şekillerini bozarak çocuk oluşmasına engel olur. Yine bir infertilite klasiği olan soruya sıra geldi şimdi: “Bu
varikoselin ilacı yok mu, doktor bey?”
El-cevab: Hayır! Spermiogramda
bozukluğa yol açmış olan varikoselde tedavi daima ameliyattır. Doğru teşhis
sonucu yapılan başarılı bir ameliyat sonrasında, yaklaşık %40-50 vakada
hamilelik oluşmakta, toplam %70 olguda ise sperm sayı ve fonksiyonları iyi
yönde gelişmektedir. Yeri gelmişken bir de kendimize çuvaldız batıralım. Ticari
etkenlerin dürüst hekimlik prensiplerine de müdahale ettiği günümüz
ortamında, ürolojinin en çok istismar edilen ameliyatlarından birisi de
varikoseldir. Belki çok az sayıda hekimi ilgilendirse de, bu tür ticari
operasyonların (her iki anlamda da operasyon!) yapılıyor olması, hasta-hekim
arasındaki güven köprüsünün önemini bir kez daha hatırlatmayı gerekli
kılıyor. Kısırlık tedavisi Pekçok hasta, tedavinin en ucuz, en kolay, en zahmetsiz ve en çabuk
olanını ister. Ancak, erkek kısırlığı sözkonusu olunca böyle bir seçenek
yoktur ne yazık ki! Hani, başta dedik ya; erkekte teşhis kolay, tedavi zor
diye. Yıllar yılı, çocuk sahibi olmak isteyen erkekler yüzlerce hap
yutup iğneler yaptırarak doktor doktor gezmiş ve her defasında, evdeki
dosyalarında ‘fayda vermemiş’ reçetelerin oluşturduğu yığın daha da
kalınlaşmıştır. Bu böyledir; çünkü bugün, sebebe yönelik ve çok az sayıda
hastaya uygun birkaç kalem ilaç dışında, erkek kısırlığında hap ve iğne tedavisinin
ciddi bir yeri olmadığı bilinmektedir. Bu birkaç kalemin içinde, eksik
hormonları yerine koyma (eğer gerçekten eksikse), artmış bağışıklık cevabını
baskılama ve enfeksiyonların tedavisi için kullanılan ilaçlar sayılabilir. Cerrahi tedaviye gelince... Yukarıda sözettiğimiz varikosel
ameliyatından başka, tıkanmış sperm kanallarının mikrocerrahi yöntemlerle
açılması ve tıkalı sperm kanal çıkışlarının endoskopik yolla kesilmesi, iyi
ellerde yüz güldürücü sonuçlar veren operasyonlardır. Bütün bu seçenekler sonuç vermez ise, modern tıbbi
gelişmelerin bahşettiği imkanlara doğru devam eden “hayatı süsleme” yolculuğu, son durağına gelmiş olacaktır. Bu
durakta infertil çifti bekleyen şey ise, “yardımlı üreme teknikleri”
dediğimiz suni döllenme yöntemleridir. Yolun sonu Halk arasında aşılama, suni döllenme, tüp bebek, enjeksiyon
tedavisi gibi değişik isimlerle ifade edilen; son zamanlarda, baskın medya
kültürünün her seviyeden insanımıza bellettiği “mikroenjeksiyon” terimini de
içeren bir seri işlem, yardımlı üreme tekniklerini oluşturur. Kabaca ifade
edersek, normal cinsel ilişki yoluyla hamilelik sağlanamayan; kadın ve
erkekte uygulanan tıbbi ve cerrahi tedaviye rağmen sonuç alınamayan infertil
çiftlerde, döllenmeyi kolaylaştırıcı veya bizzat gerçekleştirici suni
yöntemlere “yardımlı üreme teknikleri” adı verilir. Döllenme ve bunun
devamı, yardımcı bir veya birçok insanın katkısıyla gerçekleştirilir. Daha
önceleri çaresiz olan nice çiftin çaresi olmuş ve olacaktır bu yöntemler.
Şükür bugünümüze. Erkek kısırlığında, erkekten şu veya bu şekilde sağlanabilen
toplam sağlıklı sperm hücresi miktarına göre, yardımlı üreme yöntemine karar
verilir. En kolay ve doğala en yakın olan, “inseminasyon” adı verilen aşılama
yöntemidir. Erkeğin jaboratuvar ortamında verdiği sperm, bazı yıkama ve
saflaştırma işlemlerinden geçirilip en verimli hale getirilir ve eşinin
yumurtladığı gün, bir ince sonda ve enjektör yoluyla rahim içine püskürtülür.
Bundan sonrası, sperm ile yumurtanın karanlıklar içinde buluşup
döllenmelerine kalmıştır artık. Yaradan “ol” derse oluverir elbet. Demezse,
ne çare! Daha az sayıda sperm hücresi elde edilebilen vakalarda ise, “tüp
bebek” diye anılan, tüp içinde yapay dölleme işlemi gündeme gelir.
Olgunlaştığı sırada kadının yumurtalığından alınan yumurtalar ile eşinin
spermleri, laboratuvarda bir kap içinde biraraya konur ve döllenme
gerçekleşirse, embriyo (cenin) annenin rahmine transfer edilir. Yardımlı üreme teknikleri içinde, devrim niteliğindeki en ileri
gelişme ise, sperm hücresinin doğrudan yumurta hücresi içine enjekte
edilmesidir. İşte meşhur “mikroenjeksiyon” budur.
Milyonlarca infertil aileye umut olan, binlercesini de umutlarına kavuşturan
hayli zahmetli, pahalı ve karmaşık işlem. Mikroenjeksiyon sonrası oluşan
cenin sağlıklı gelişirse, annenin rahmine transfer edilir ve yeni bir serüven
başlar. Cenin yaşayacak mı, rahim duvarına yerleşebilecek mi, doğuma kadar
düşmeden ve sağlıklı kalacak mı, bebekte herhangi bir sakatlık oluşacak mı
gibi nice bilinmezi içinde barındıran bir serüven. Tüm yardımlı üreme
tekniklerinde olduğu gibi, mikroenjeksiyon sonrasında da bütün bu soruların
müsbet cevap bulması ve nihayet bir veya birkaç nurtopunun kucağa alınması
oldukça az bir ihtimaldir. Bu kararı verecek olan da, herşeyin üstündeki “Kudret
Eli” dir elbet. Neylerse güzel
eyler Varlık sırrına erenler ve onlara öykünenler, Mevla’ya şöyle
seslenirler her daim: “Lütfun da hoş, kahrın da hoş”. İşte, dünya hayatlarını
tomurcuklarla süslemek için şifa peşine düşenlerin de son demde tavırları bu
olmalıdır bence. Her türlü sebebe sonuna kadar yapışmalarına rağmen
beklediklerini bulamamış iseler, hayrı ve şerri Yaratan böyle murad etmiş
demektir. Ve O’nun her muradında bir hikmet gizlidir. Kullarının bilemediği, kullarının
çözemediği... Öyleyse varıp O’nun
muradına teslim olmak, gerçek kulluğun gereğidir. Yine de son sözümüz, gül bahçesi yuvalarda, her renkten şefkat
tomurcuklarının dilendiğince açması duasıdır. Kabul buyur Ya Rab! |