AIDS virüsünün kaynağıyla ilgili korkunç şüphe... Yine Kongo. Yine
ölüm. Ve Afrika.
|
|
|
|
|
|
|
Şu
yeryüzünde acıların en büyüğünü çekmiş, ama tarih boyunca acıların en büyüğünü
çekmiş, zulümlerin ve ölümlerin en fazlasını yaşamış coğrafya parçası, ülke,
halk, hangisidir?
İnsanın aklında, ürkütücü bir yarış başlar; kurbanlar ve cellatlar resmi geçit
yapar.
İnsanın aklında, toplu mezarlar açılır kapanır, odalara gazlar dolar, kılıçlar
gövdeleri böler, asitler teni eritir, mantar bulutlar yükselir, ölüm
battaniyelerini örter üşüyen çekik gözlü çocuklar. İnsanın aklında acılar
yarışır, ama hangisi hangisinden daha korkutucudur bulunmaz. Bulunmaz çünkü;
karanlık, karanlıkla karanlık yarışındadır.
İnsanın aklından Yahudiler, Kızılderililer, Çingeneler, komünistler,
Cezayirliler, Hintliler geçer. Filipinliler, Çinliler, Türkler, Ermeniler,
Boşnaklar geçer.
Daha eskilere gidince daha korkunç manzaralar çıkacağını sanır insan ama öyle
değildir. Cengiz Han'ın Herat'ta, Nişabur'da milyon üstü milyon insanı
öldürmesi bile sekiz yüz yıl sonra yapılanlara yetişemez.
Ama çok az insanın aklından geçen acı tablolarında, şimdi söyleyeceğim ülke yer
alır. İllaki acıların en korkuncunu seçmemiz isteniyorsa, ben işte o ülkeyi
seçerdim. Hem en çok öldürüldükleri için, hem kimse bilmediği için, hem bu ölüm
hâlâ devam ettiği için, hem bu ölüm, maymunlarına kadar yayıldığı için, hem bu
ölüm belki isteyerek belki istemeyerek insandan insana bulaşan bir sonuç
doğurduğu için, hem de bu ölüm aşkla bulaştığı için.
Burası Kongo'dur. Karanlığın Yüreği.
On dokuzuncu yüzyıla değin, Afrikalıların çoğu tarımla, haycancılıkla uğraşıyor,
kırsal alanda yaşıyorlardı. Kauçuk, altın, gümüş ve elmas peşindeki
emperyalistler, Afrika-Amerika köle sisteminden bu yana en büyük zorla
çalıştırma sistemini kurdular. Ama bunların en dehşetlisi Belçika Kralı II.
Leopold'un Kongo'yu ele geçirip, bu bölgeyi kendi kauçuk plantasyonları için
yıllarca kullanması oldu. Toplam 11-15 milyon Kongolu bu plantasyonlarda
soykırımsal bir katliama maruz kaldı. Sayısı bilinmeyen kadar Kongolu da, bir
eli bileğinden kesilerek cezalandırıldı.
Aslında bu soykırımın başlangıcını, dünya medyasında ve bilim çevrelerindeki
terminolojiyi bir anımsamakta yarar var. O kadar da bugünkü duruma benzer ki.
Kral 2. Leopold, 1876'da Brüksel'de bir uluslararası coğrafya konferansına
sponsor olur. Saygın coğrafyacılar, antropologlar, kâşifler katılımcıdır. Amaç
Kongo bölgesini "uygarlaştırmak" Arap köle tacirlerinden
kurtarmaktır. Bakınız Türkiye'de bir tarihçimiz, Afrika'da Osmanlı'nın köle
ticareti yaptığına ilişkin bir kitap yayınlamış ve Türkiye National Geographic dergisine
de bir makale yazmıştır. Afrika'dan bir yüzyılda bir milyon köle getirildiğini
iddia etmektedir. Nerededir bu siyahlar?
Leopold konferansı şu dokunaklı sözlerle açar:
"Gezegenimizin henüz içine girilmemiş yegâne parçasını uygarlığa açmak
için, tüm insanların üzerinde asılı duran karanlığı deşmek için, cesaretle şunu
söylüyorum ki, bir sefer düzenlemek yüzyılın ilerlemesi için gereklidir."
İki yıl sonra "Comité d'Études du Haut Congo'yu kurdu, yani
"uluslararası ticaret, bilimsel ve insani yardım" kuruluşunu kurdu.
Dört yıl sonra Kongo'da pek çok yeni yerleşim yeri kurmuş, bunlardan birine de
Léopoldville (Bugünkü Kinsaşa) adını vermişti. 1884-85'te Türkiye'nin de
katıldığı Berlin Konferansı'nda Afrika, emperyalistler tarafından bölündü.
İşte, bundan sonraki 23 yıl, Kral 2. Leopold'un en kanlı dönemi olarak geçti.
Yani soykırım, kitlesel kıyım, o meşhur 20'nci yüzyıla sarkmış oldu.
Kongolular, Belçikalı krala, "Bula Matadi"
(Kayaları kıran adam) diyordu.
Bakınız otomobil henüz keşfedilmişti ve lastiğe ihtiyaç duyuluyordu. Lastik de
o vakitler ancak Amazon ormanlarından doğal yolla elde edilebiliyordu. Daha
ucuz ve kolay olsun diye kauçuk üretimini Afrika'da yapmaya başladılar. Bu
ayrıntılar şu açıdan önemli, Avrupa nasıl zengin oldu, biz niye geri kaldık sorularıyla
meşgul olurken Afrika'da olanları da hesaba katmak gerekir. Yalnız Afrika mı?
Yalnız Endonezya, Filipinler, Hindistan mı? Yalnız Asya mı, Güney Amerika mı?
Coğrafya, sarı çerçeveli gözlükle dünyaya bakmaktan fazla bir şeydir.
Kuş gribi paniği yaşıyoruz. Modern dünya, giderek daha çok panik toplumu haline
geliyor. İnsan biyolojik olarak kendisini tehdit eden virüslerin sırrını
çözdüğünde aslında toplumsal olarak kendisini tehdit eden sırrı da çözmüş
olacaktır.
Deli dana, SARS, kuş giribi ve bunların içinde en önemlisi AIDS SIV-I virüsü.
İşte, bunlardan sonuncusunun Kongo'yla büyük ilgisi vardır.
Uzun yıllar Afrika'da BBC için gazetecilik yapmış Edward Hooper'in "The
River"(Nehir) adlı kitabında bahsettiği teoriye göre, AIDS'in kökeni
Belçika Kongo'su.
Hooper'a göre, HIV virüsü insanlara, Afrika'da ırkçı amaçlarla uygulanan çocuk
felci aşılarıyla geçti. Hopper'ın bu görüşü, önemli bilim dergileri Nature ve
Science'da yayınlanan makalelerle reddedildi. Ne ki, Hopper'ı destekleyen ve
kitabına önsöz yazan Oxford'lu çok ünlü bir evrimci biyolog da vardı: Bill
Hamilton.
|
|
|
|
|
|
|
Bu
teoriye göre, 1956-60 yılları arasında, Philadelphia Wistar Enstitisü'nden
Hilary Koprowski kobay olarak kullanmak üzere bir milyon Afrikalıya ağız
yoluyla çocuk felci aşısı verdi. Hooper'a göre, aşının yapımında şempanze
hücreleri kullanıldı. Aşıdaki virüs şempanze hücrelerinde bulunan ve HIV'in
atası olan SIV virüsünün gelişmesini sağladı. Hopper ve Hamilton, bu
iddialarını Kongo'ya gidip tanıklarla konuşarak da desteklediler. Bu iddiaya
karşı, Afrikalı "gönüllü"ler üzerinde çocuk felci aşılarını deneyen
bilim adamları şunları söylediler: Maymunlardan hücre alınmadı, aşılarda HIV
virüsü yoktur, bölgedeki şempanzelerde SIV virüsü yoktu, şempanze
böbreklerinden alınan dokulardaki virüs aşıda canlı kalamaz, bu tarihten önce
AIDS'ten ölen var.
Bu iddialara karşı cevaplar da var. Şu adresten konuyu ayrıntılı izlemek mümkün
: www.aidsorigins.com. Ama özellikle son iddia, konuyu bizim anlamamız
açısından ilginç. 1957'den önce AIDS'ten ölen var mı?
Manchesterli bir denizcinin bu tarihten önce AIDS hastalığından öldüğü ileri
sürülmüştü. Laboratuvar testiyle kanıtlanarak. Manchesterli denizcinin izini de
sürdü bu ikili. Hangi limanlara gelmiş, ne yapmış? O zamanki çalışma
arkadaşlarını da bulup konuştular. Bu denizci Fas'ın küçük bir limanına gitmiş
gemiyle, ama arkadaşlarına bakılırsa limana hiç çıkmamış. Bu ikilinin
araştırmasına göre, MD eğer limana çıkmış ve geneleve de gitmiş ise bile bu
küçük deniz kasabasında hiçr kimsede AIDS virüsüne rastlanmamış. Bütün bunları
dahi araştırmış Hopper ve Hamilton. Sonunda, Manchesterli denizcinin AIDS'ten
ölmediği, doksanlı yıllarda AIDS'ten ölmüş başka birisinin tahlilleriyle
karıştığı meydana çıkmış.
Ayrıca Hooper, iddiasını dayandırdığı araştırmasını, pek çok kıtadaki
AIDS'lileri bularak yapmıştı. En eski AIDS vakaları, yani 1980 öncesi ve daha
da öncesi vakaların yüzde 87'den fazlası, HIV-1 virüsü, CHAT adı verilen çocuk
felci aşısının uygulandığı kentlerde ortaya çıkmıştı. Ve bunların hepsi de aşı
uygulamalarının yapıldığı yerlere en fazla 100 mil uzaklıkta yaşıyordu.
HIV-1 virüsünden ölen en eski kişinin tarihi 1959 ve burası da Leopoldville.
Bill Hamilton ve bilim arkadaşı Edward Hopper, AIDS'in Afrika'da yayılmaya
başladığı ülkelerin hepsinin eski Belçika sömürgesi olduğunu fark etmişlerdi.
Bu ülkeler Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Brundi ve Ruanda'ydı. Şaşırtıcı bir
şekilde Uganda ya da Gabon değildi.
Burada benim dikkatimi çeken, şu anda en çok AIDS'in rastlandığı ülkeler
arasında bugünkü Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin oranının çok düşük, yalnızca
yüzde 4.9 olması. Buna karşılık hemen yakınındaki Zambiya'da yüzde 16.5, onun
altındaki Zimbabve'de yüzde 24, Bostvana'da ise yüzde 37.3 oranında AIDS
hastası var. Ne ki, Afrika AIDS'in kökeni olsa bile dünyada bu virüsü
taşıyanların sayısı BM rakamlarına göre 40 milyon (Bunun 25 milyonu Afrika'da,
Sahra altında.) Bu verilere ABD Nüfus Ofisi'nin istatistiğini de eklemek
gerekirse, Demokratik Kongo Cumhuriyeti şehirli nüfusu, yüzde 25-40 aralığında
risk taşıyarak ikinci derecede yer alıyor.
Hooper şunu soruyordu: Bu virüs maymun eti yendiği için insana geçmiş ise
neden, daha önce yoktu ve köle ticareti yoluyla başka kıtalara yayılmadı?
Hopper'ın bizzat kendisi, AIDS'in sebebinin 1957-60 Batı Afrika çocuk felci
aşısı uygulaması (Yani insanları domuz yavrusu gibi kobay olarak kullanmaktan
söz ediyoruz) olduğuna yüzde 97 olarak inandığını söylemişti bir New York
gazetesine. Yani kendi teorisinin ne kadar güçlü olursa olsun henüz bilimsel
olarak kesin bir kanıt olmadığını ifade etmişti.
Kanıtlanması için bir yol var aslında. Hamilton'ın arkadaşı olan tanınmış
evrimci biyolog Matt Ridley'in bir İngiliz gazetesine yazdığı makaleden
öğreniyoruz ki, Kongo'daki aşılamayı yapmış olan Pliladelpia kökenli Wistar
Enstitüsü, muhafaza altında tuttukları bu aşı örneklerini test yaptırmayı kabul
etmiyorlar. Buna karşılık İsviçrelilerin elindeki benzer üç aşı örneği negatif
sonuç verdi. Ama Hooper ve Hamilton'un tüm ısrarlarına rağmen aşılarda hangi
tür primatın (kuyruksuz maymun türünün) kullanıldığının test edilmesini İsviçre
kurumu da reddetti. Ridley, bu eski aşıların şempanze dokularından yapıldığına
ilişkin "güçlü kuşkuların" bulunduğunu belirtiyor ve Kongo'da
Kisangani yakınlarındaki tıbbi kampta yüzlerce şempanzenin kurban edildiğini
söylüyor. "Hamilton, Kisangani çevresindeki şempanzelerden dokular
topluyordu ve bunların HIV virüsünün küresel salgına yol açan "M"
bulgusunu taşıyıp taşımadığını test edecekti. Bu doğrulanırsa, dava gerçekten
daha güçlü olacaktır."
Ridley, tıp ve biyoteklojinin insanlık yararına olduğuna inandığını söylüyor ve
bu tür tartışmaların bu çabaları zedelediğini söylüyor, ama Hamilton'ın teorisinin
doğru çıkması halinde ise şunun ortaya çıkacağını söylüyor:
"Bunun anlamı, kolonyalizmin son mirası da tam anlamıyla bir salgın
yüzünden 16 milyon Afrikalı öldü ve kıtanın tamamında ortalama ömür kısalmış
oldu." (Daily Telegraph 1 Mart, 2000)
Ridley, bu makalesini, arkadaşı Bill Hamilton'ın, yazık ki, Kongo'dan aldığı
bir mikropla ölmesinden bir hafta sonra yazmıştı.
İngiliz bilim adamı, doktor hatasıyla virüs yayılması olayının daha önce de
olduğunu söylüyor. "Iatronic" adı verilen bu sebep yüzünden öldürücü
Ebola virüsünün de insanlara sıçradığını belirtiyor. Ne ki bu olayda bir
"doktor hatası"ndan daha fazla bir neden var. Bir milyon insanın
kobay olarak kullanılması.
AIDS'in kirli bir iğneyle yayıldığı, Afrikalıların şehirleşmesiyle yayıldığı,
Afrikalılar maymun yedikleri için yayıldığı yolunda teoriler de var. Bundan çok
daha fazla kişi -ki aralarında, Nobel Barış Ödülü almış olanlar, Afrikalı bilim
insanı olanlar, politikacılar da var- AIDS'in bilinçli olarak geliştirildiğine
ve Afrika'nın siyahlardan temizlenmesinin amaçlandığına inanıyor. Tuhaf olan,
kiminle konuştuysam, bu sonuncunun doğru olduğuna inanmasıydı. Ben inanmıyorum,
ama insafla ilgili bir nedenden değil.
Bugüne kadar AIDS yüzünden 15 milyon insanın öldüğü Afrika'da, 34 milyon
AIDS'li var. Bazı Afrika ülkelerinde AIDS bugünkü Afrika gençliğinin yüzde
67'sini öldürecek.
Bu ve diğer tuhaf virüslerin sırrını bize kim söyleyecek? Kim hakikati
konuşacak?
Aslında maymun konuşabilir, ama konuşmak istemez.
Maymun, insanın önünde konuşmaz. Çünkü maymun, eğer konuşursa, insanın onu
yakalayacağını, dayak atacağını, zorla çalıştıracağını, yakıcı güneşte yük
taşıtacağını bilir.
Afrikalı böyle düşünür.
ATLAS Sayı 155 / Şubat 2006