plaza insanları
sabahları,
mini etekli henüz uykusu açılmamış resepsiyonistlerin ve asık suratlı güvenlik
görevlilerinin önünden geçerek kendilerini güvenli (!) binaların koyu renk camlarla
gün ışığından ayrılmış bedenlerine teslim eden ve zaman zaman o camlardan dışarıya
baktığında metrelerce aşağıda yağmurun çamurun arasında dura kalka ilerleyen
trafiği, ufka kadar uzanan gri renkli binaların, sokakların, eğri büğrü evlerle
dolu yokuşların çamuru andıran curcunasını ya da sarı güneş ışığı altında beton
kaktüslerle dolu çölü andıran şehrin kuru dudaklarını görerek hayatın içinde
açtığı dev bir parantezde gerçek zamanın dışında yaşayan, yaşatılan (!) insan
kitlesidir, sosyolojik olgudur. plazada yaşamak kasabada yaşamak gibidir, koca
memeli sekreterlerin diyet krakerlerini kemirirken yaptığı dedikoduların konusu
olmak, üçüncü kattaki satış ekibinin güzel bacaklı fıstığı buket hanıma (ki
kendisi tanga buket olarak bilinir) ya da aynı ekibin yöneticisi solaryum ve
fitness burak (bey)e aşık olarak akşam karanlığında eve dönerken hayaller kurmak,
çeyrek ya da yarım yıllık periodlarda yapılacak zamlara ilişkin masturbasyon
kılıklı sohpetler yapmak, elli hafta boyunca iki haftalık tatili planlayarak
bir hafta kala çocuk gibi sevinçli bütün plazaya kendini duyurmak zorunda hissetmek,
insan kaynaklarından nefret ederken eski renault'lar gibi sabahları bilgisayarın
helpdesk'teki çocuğu görmeden açılmaması, ticket'ların hiçbir zaman öğle yemeği
masraflarına yetmemesi, öğle yemeklerine birlikte çıkılan insanlardan birinin
mutlaka hiç sevilmemesi, bir saatlik azad süresince hapishane avlusuna hava
almaya salınan mahkumlar gibi ince ince sıralar halinde çıkılan öğle tatillerinde
zamanın bir anda uçup gitmesi, sabahları simit, çatal ve poşet çaydan oluşan
fiks menünün sıkıcılığı, internet'ten gazete okumak, fast food patateslerinin
ellerde bıraktığı yağ kokusu, akşam servislerindeki zoraki konuşmalar, pegueot
minibüslerinin pancar motoru andıran homurtusu demektir. happy hour'larda kimse
happy değildir nedense, en yakışıklı erkekler ve en güzel kızlar evli ya da
nişanlıdır nedense, bütün müdürler aslında size göre yeteneksiz, bütün işler
içsel bir kumpas hikayesidir nedense..beyaz flouresan ışıkları, servis saatinden
sonraki sessizlikler, geceleri sağdan soldan gelen tuhaf tıkırtılar, vampir
modunda yaşayan gece çalışanları ve onların kambur bedenlerinin üstündeki yorgun
yüzlerine iliştirilmiş kanlı gözler, dolu asansörler, asansörde tavandaki hiç
varolmamış bir lekeye bakmalar, dolu tuvalet fobileri, sıvı sabunun kötü kokusu,
halı üzerindeki sallama çay lekeleri, plastik renkli sanki hiç sulanmadan, sevilmeden
yaşanabilecekmiş gibi görünen bitkiler, sıkıcı toplantılar, küçük kübik masa
yerleşimlerinde kurulan dünyalar, mantar panolardaki hiç bakılmayan fotoğraflar
(bakın benim böyle güzel ve farklı bir yaşamım var işte iş dışında), bir yerden
bulunmuş birbirine benzer beş para etmez palavra özlü sözler, hep kaybolan kalemler,
buruşmuş post-it'ler, özlenen seyahatler, özlenen öğrencilik hayatları, bir
başka yaşam hayalleri, bir başkasının bedenini özlemek, aşık olmayı unutmak,
ağlamayı unutmak, o plastik ruhlu bitkiler gibi olmak ve ille de olmazsa olmaz
"herşeyi bırakıp çekip gitmek hayali", ve "herşeyin elinden alınması
hayali".... herşey şimdi yazılsa, plaza insanları maslov'un ihtiyaçların
hiyerarşisinde nerede yer alırdı acaba ?