Halk arasında
uykuda altını ıslatma olarak bilinen ve çocukluk
çağında görülen enürezis çoğu zaman sadece
psikolojik sebeplere bir hastalık zannedildiği
için tedaviden kaçınılıyor
Alerjik hastalıklardan sonra çocukluk
dönemindeki en yaygın sorunlardan birisi olan
halk arasında uykuda altını ıslatma ya da gece
işemesi olarak bilinen enürezis çocukluk çağında
yeterince ele alınmadığında ilerleyen yaşlarda
da devam edebiliyor. Konuyla ilgili bilgileri
veren Haydarpaşa Numune Hastanesi Üroloji İkinci
Kısım Şefi Doç.Dr. İhsan Karaman insanlık tarihi
kadar eski olan bu hastalığın vücudumuzda
bulunan ve geceleri salgılanması gereken idrar
miktarını azaltan "vazopressin" antridiüretik
hormon adı verilen hormonun eksikliğinden
kaynaklanabildiğini belirtiyor.
Hastalığın medikal tanımı ''5 yaşın
üzerindeki kişilerin haftada en az 2 gece
uykusunda yatağını ıslatması'' olarak yapılıyor.
Bu sorunu yaşayan çocukların sosyal yaşantısı ve
kişilik gelişimi de önemli ölçüde sınırlanıyor.
Tedavi edilmediği durumda özgüven eksikliğine,
benlik saygısının yitirilmesine yol açarak tüm
hayatı etkiliyor. Araştırmacılar enüretik
denilen bu çocuklara tedavi önerilmesi
gerektiğini ve enürezisten kaynaklanan güven
eksikliğinin psikolojik hastalıklar için bir
risk oluşturabileceğini belirtiyor. Bu yüzden
doğru ve başarılı bir tedavi belirlemek için
alternatif yöntemler, psikolojik tedavi ve aile
desteğinden yararlanılması gerekiyor.
Büyükleri de etkiliyor
Yapılan araştırmalar Türkiye'de 1 milyon
kişinin bu sorunla karşı karşıya olduğunu ortaya
koyuyor. Her 5 çocuktan biri de gece yatağını
ıslatıyor. İşin bir başka üzücü yönü ise
hastalığın sadece çocuklukla sınırlı kalmayışı.
Çalışmalar yüzde 1 oranında yetişkin bireylerin
de yataklarını ıslattığını ortaya koyuyor. Bu da
pek çok enüretik çocuğun gerekli tedaviyi
görmediği zaman bu sorunu ileriki yaşlara
taşıyacağını gösteriyor. Erken yaşta tedavinin
önemi de burada karşımıza çıkıyor. Kimi aileler
enürezisi ayıp olarak kabul ediyor ve
çocuklarında bu sorun ortaya çıktığında
''psikolojiktir, geçer'' diye düşünerek bir
uzmana başvurmadan kendiliğinden geçmesini
bekliyor. Oysa bu sorunun fizyolojik bir sorun
olduğu ve tedavi edilmediği takdirde sadece
psikolojik sorunlara yol açmakla kalmadığı,
böbreklere ilişkin hastalıkların ortaya
çıkmasına da sebep olduğu önemle belirtiliyor.